Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Mesajları Göster
Sayfa: [1]
1  HARİTA / Uydu / Türkiye'nin Çeşitli Açı ve Şekillerle Uydu Fotoğrafları : Haziran 08, 2008, 12:49:26 ÖS



















Bu da kızılötesi

2  BİLGİ DEPOSU / Coğrafî Yazılar / Birleşmiş Milletler Hakkında Herşey : Haziran 08, 2008, 12:38:11 ÖS



1. Birleşmiş Milletler Örgütü Hakkında
Birleşmiş Milletler (kısaca BM), 24 Ekim 1945'te kurulmuş dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletler kendini "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş" olarak tanımlamaktadır. Uluslararası İlişkilerde, kuvvet kullanılmasını ilk olarak evrensel düzeyde yasaklayan ilk antlaşma BM Sözleşmesidir.
Örgütün, kurulduğu yıllarda 51 olan üye sayısı şu an itibariyle üyeliği kaldırılan Vatikan ve değiştirilen Çin Halk Cumhuriyeti son katılan üye Karadağ dahil 192'ye ulaşmıştır. (Türkiye kurucu üyeler arasında yer alır). Örgütün yönetimi New York'ta bulunan genel merkezinden yürütülür ve üye ülkelerle her yıl düzenli olarak yapılan toplantılar yine bu genel merkezde gerçekleştirilir.
Örgüt yapısal olarak idari bölümlere ayrılmıştır; Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Yönetim Konseyi, Genel Sekreterlik ve Uluslararası Adalet Divanı. Örgütün en göz önündeki merciisi Genel Sekreterdir.
Birleşmiş Milletler fikri ilk olarak, 2. Dünya Savaşı'nın bitiminde savaşın galibi ülkeler tarafından, ülkeler arasındaki anlaşmazlığı ortadan kaldırarak ileride meydana gelebilecek ve kendi güvenliklerini tehdit edebilecek bir savaşın önüne geçebilmek amacıyla ortaya atılmıştır. Örgüt yapısının halen bu amacı koruduğunu BM Güvenlik Konseyi'nin varlığı ve çalışmalarıyla ortaya koymuştur. Güvenlik Konseyi her türlü kararı veto yetkisine sahip beş ülkeden oluşmaktadır. Bu ülkeler A.B.D, Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere ve Fransa'dır.
2. BM’nin Kuruluşu
BM kuruluş anlaşmasının imzalanması Birleşmiş Uluslar (United Nations) terimi ilk olarak Franklin D. Roosevelt tarafından 2. Dünya Savaşı sırasında müttefik ülkeler için kullanılmıştır. İlk resmi kullanımı ise 1 Ocak 1942 yılında Birleşmiş Milletler'in beyannamesinde ve Atlantik Bildirisi’ndedir. Bu tarihten sonra müttefik devletleri kendilerini "United Nations Fighting Forces" olarak adlandırmışlardır.
Birleşmiş Milletler fikri Moskova, Tahran ve Kahire'de müttefiklerin toplantıları sırasında 1943 yılında çıkmış olup Fransa, Çin, İngiltere, ABD, SSCB'nin temsilciliğiyle oluşmuştur. Bu ve bundan sonraki konuşmalar örgütün amaçları, üye alımları ve yapısını belirlemek amacıyla olmuştur.
27 Nisan 1945 yılında, Birleşmiş Milletler müzakereleri uluslararası anlamda San Francisco'da başlamıştır. Hükümetlerin yanı sıra, bazı farklı örgütlerde bu müzakelere katılmıştır."Lions Clubs International" bunlardan birisidir.
3. Örgüt Yapısı
    3. 1. Genel Kurul:



Genel Kurul, üye devletlerden oluşur. Her üyenin Genel Kuruldaki temsilcileri 5 kişiden çok olamaz. Genel Kurulun Görevleri Şunlardır:
* Silahsızlanma ve silah denetimi konusunda önerilerde bulunmak.
* Barış ve güvenliği etkileyecek görüşmeler yapmak, her konuda önerilerde bulunmak.
* Ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçıl yollarla çözümü için önerilerde bulunmak.
   3. 2. Güvenlik Konseyi
Siyasal alanda bir yürütme organıdır. Konseyin 5 daimi üyesi olan ABD, Çin, İngiltere, Fransa, Rusya'nın veto hakkı bulunmaktadır. 10 geçici üye ise iki yıllık bir süreç için seçilirler. Seçimlerinde coğrafi denge esas alınır. 15 üyesi olan bu kurulun görevleri şunlardır:
* Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine uygun biçimde barış ve güvenliği korumak.
* Uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek her türlü çekişmeli durumu soruşturmak.
* Uluslararasında çekişmeli konularda anlaşma koşullarını önermek.
* Silahlanmayı denetleyecek planlar hazırlamak.
* Barışa karşı bir tehlike veya saldırı olup olmadığını araştırarak, izlenecek yolu önermek.
* Saldırganlara karşı askeri birlikler kurularak önlemler almak.
3. 3. Konseye Bağlı Başlıca Kuruluşlar
Ticaret ve Kalkınma Konferansı
Çocuklara Yardım Fonu
Mülteciler Yüksek Komiseri Ofisi
Dünya Gıda Konseyi
Dünya Gıda Programı
Eğitim ve Araştırma Enstitüsü
Kalkınma Programı
Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü
Sinaî Kalkınma Örgütü
Çevre Sorunları Programı
Birleşmiş Milletler Üniversitesi
Birleşmiş Milletler Özel Fonu
Sosyal Kalkınma Araştırma Enstitüsü
Kadının İlerlemesi İçin Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü
4. Üyeler
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 15 üye ülkeye sahiptir. Bu ülkelerden 5 tanesi daimi üye, 10 tanesi ise seçilmiş üyelerdir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri, aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in kurucu üyeleri olan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin Cumhuriyeti, Fransa ve İngiltere'dir. Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti, SSCB ve Çin Cumhuriyeti'nin halefleri olarak, konsey tarafından tanınmışlardır. Diğer 10 üye ülke ise her 2 yılda bir, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapılan seçimlerle belirlenir. Konsey Başkanlığı ise ayda bir üye ülkeler arasında el değiştirir.
5. İşleyiş
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararları, üye ülkeler tarafından verilen bir önergenin, 15 üye ülkeden 9'u tarafından kabul edilmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi ülkelerden birinden ret oyu almamış olması şartıyla alınır.
6. Birleşmiş Milletler Günü
24 Ekim 1945 Birleşmiş Milletler Örgütünün Kuruluş Tarihidir. Örgüte üye tüm ülkelerde 24 Ekim, Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanır. Birleşmiş Milletler Örgütü evrensel barışı, uluslar arasında güvenliği ve dayanışmayı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Uluslararası en büyük kuruluştur. Bugün Birleşmiş Milletler'in 176 üyesi vardır. Bu sayı gün geçtikçe artmaktadır.
    7. Birleşmiş Milletlerin Amaçları:
Uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek.
Ülkeler arasında iyi ilişkileri pekiştirmek.
Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini sağlamak.
İnsanlık sorunlarının çözümünde, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinde birlikte çalışmalar yapmak.
8. BM Örgütü’ne Yardımcı Kuruluşlar
UNESCO: Birleşmiş Milletler Örgütü'ne üye ülkelerin bilim, kültür ve sanat alanındaki çalışmalarına yardımcı olur.
FAO: Uluslararası besin örgütüdür. Yoksul ülkelere gerekli besin yardımı yapılmasında öncülük eder.
UNRA: Yurdundan ayrılıp başka ülkelere göç edenlerin sorunları ile ilgilenir. Göçmenlere yardımcı olur.
UNICEF: Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun kısaltılmış adıdır. Amacı yeni doğan, büyümekte olan çocukların, gençlerin sorunları ile ilgilenmektir.
9. Yararlandığım Kaynaklar
UYAR, L., 2006, Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul.
YİĞİT, U., 2007, İlköğretim 8. Sınıf Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Ders Kitabı, Kelebek Matbaacılık.
www.un.org.tr
tr.wikipedia.org
www.icep.org.tr
www.tbmm.gov.tr
www.memocal.com
www.icep.gov.tr
3  FORUM GENEL / Şikayet ve Önerileriniz / Kardeş Branş Tarih : Haziran 08, 2008, 12:35:11 ÖS
Tarihle ilgili bir bölüm oluşturulabilir
4  ANKET / Coğrafi Konularla İlgili / Coğrafyaya Yaklaşımınız : Haziran 17, 2007, 10:54:12 ÖÖ
Alıntı sahibi: "Virüs"
Aslında bir cografya sitesinde başka nasıl bir sonucun çıkması beklenir ki?... Sonuç itibariyle gerçekçi bir sonuç olmaz bu bence


Niye canım ben sevmiyorum mesela :roll:
5  BİLGİ DEPOSU / Coğrafî Yazılar / Türkiye'de Enerji Kaynakları : Haziran 05, 2007, 12:12:56 ÖS
Türkiye’de Enerji Kaynakları

Giriş:

Bugün dünyanın enerji talebi, hem endüstrinin sürekli faaliyetini hem de ulaşım ve haberleşme sistemlerinin büyük bir bölümünün işlemesini sağlayan elektrik enerjisine yöneliktir. Enerjinin başlıca unsuru olan elektrik enerjisi genellikle fosil yakıtlar ile hidrolik ve nükleer kaynaklardan elde edilen ikincil bir enerji türüdür. Dünya fosil kaynakları rezervinin %70’ini kömür, %14’ünü petrol ve %14’ünü de doğal gaz oluşturmaktadır. Fosil yakıtların genel dağılımı incelendiğinde, sıvı ve gaz yakıt rezervleri dünyanın belirli coğrafi bölgelerine yoğunlaştığı kömürün ise düzenli bir dağılım gösterdiği ve üretiminin 50’den fazla ülkede gerçekleştiği görülmektedir. Giderek büyüyen ekonomisi ve gelişen sanayisi ile Türkiye’nin çok kısa bir süre sonra şayet mevcut kaynaklara alternatif enerji kaynakları bulamazsa bir enerji krizi içine girmesi kaçınılmaz görülmektedir.
Yüzyılımızın en önemli sorunlarından biri olan enerji Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük ölçüde önemli olup, giderek pahalılaşan işgücü, sermaye ve toprak gibi üretim faktörleri arasında yerini almıştır. Son yıllarda artan petrol fiyatlarıyla beraber hükümetler çeşitli önlemler almaya yönelmiş, daha verimli motorlu taşıtlar, elektrikli makineler, ısınma, binaların yalıtımı ve daha bir çok alanda yeni teknolojilerin gelişmesi ve uygulanmasında artış görülmüştür. Bu bağlamda bilinçli enerji kullanımı önem kazanmıştır.

Sanayileşmiş ülkelere bakıldığında kişi başına yıllık enerji tüketiminin 6000 kWh/yıl, gelişmekte olan ülkelerde ise 1000 kWh/yıl seviyelerinde olduğu görülmektedir. 1997 verilerine göre Türkiye’de elektrik üretimi 103296 GWh/yıl ve kişi başına tüketim 1600 kWh/yıl olarak gerçekleşmiştir. Bu ileride büyük bir enerji talebinin ortaya çıkacağını göstermektedir.


ULKE   Üretim (GWh)   Nufus (Milyon)   Kişi Başına Tüketim (KWh)
ABD   3748554   263.3   14237
Almanya   547900   81.6   6714
Fransa   436 680   58.0   7529
İngiltere   351 117   58.3   6023
İtalya   290 900   57.2   5086
Japonya   1036269   125.1   8284
Kore   246 840   45.0   5485
TURKİYE   103 296   62.8   1643
Tablo 1: Bazı ülkelerdeki elektrik üretim ve
kişi başına tüketim değerleri ,1997.


Konvansiyonel enerji kaynakları yaygın bir biçimde yararlanılan; fosil yakıtlardan, akarsulardan, uranyum ve toryum gibi elementlerden oluşan nükleer yakıtlardan oluşmaktadır. Konvansiyonel enerji kaynaklarının ortak ve en önemli özellikleri arasında; üretim miktarının kontrol edilebilmesi ve sürekli üretilebilmesi sayılabilir. Bunlara ek olarak alternatif enerji kaynakları arasında; güneş,rüzgar, deniz dalgaları ve gelgit olayı, jeotermik potansiyel, biyomas, organik çöpler, kimyasal yolla enerji üretilmesini sağlayan hidrojen ve nükleer füzyon yoluyla enerji üretilmesi sağlanan hidrojen izotopları vardır. Hidrolik enerji kaynaklarının sınırlı, fosil yakıtlarının da    sebep olduğu çevre kirliliği (sera etkisi ve asit yağmurları) problemleri nedeniyle 20. yüzyılın ikinci yarısında alternatif enerji kaynaklarının araştırılması yoğunlaşmıştır. Yeni enerji kaynakları arasında teknolojisini en çok gelişen nükleer enerji olmuştur. Bugün nükleer enerji, teknolojisine iyice hakim olunan ve kaynakları bakımından da insanlığın ihtiyacı olan enerjiyi çok uzun yıllar boyunca sağlayabilicek bir imkandır. Nitekim olık nötronlarla işleyen nükleer reaektörler söz konusu olduğunda dünya uranyum rezervinin 75 yıl, hızlı nötronlarla işleyen nükleer reaktörler söz konusu olduğunda da bu rezervin 1800 yıl süreyle yeteceği hesaplanmıştır. Toryumlu nükleer reaktörlerin teknolojisi henüz geliştirilememiş olmakla birlikte, dünyadaki büyük toryum rezervleri göz önüne alındığında toryumlu reaktörlerinde dünyanın enerji talebini en azından birkaç yüzyıl boyunca karşılayabilecek potansiyele sahip oldukları hesaplanmaktadır.

Türkiye Enerji Hammaddeleri Potansiyeli:

Türkiye’nin genel olarak dünya enerji kaynakları rezervi içindeki payı oldukça düşüktür. Türkiye’de en fazla rezerv yaklaşık 8.2 milyar ton ile düşük kaliteli linyit kömüründe bulunmakta, Zonguldak yöresinde ise 1 milyar ton civarında kaliteli taşkömürü rezervi bulunmaktadır. Toplam kömür rezervimiz dünya rezervinin binde beşinden azdır. Petrol rezervimiz ise daha da kısıtlıdır (~50 milyon ton). Günümüz şartlarında bu rakamlar ülke ihtiyacının yüzde 10’unu karşılamaktadır. Doğal gazda ise durum farklı değildir. Trakya Hamitabat’da 1970’de 14 milyar metreküp (dünya rezervinin onbinde biri) üretilebilir doğal faz bulumuş ve 1976’da üretime başlanmıştır. Ancak ihtiyacın yüzde 5’ini karşılayabilmektedir.
Taş Kömürü:
Ülkemizde taşkömürü Zonguldak havzasında bulunmakta ve mevcut rezervi 1 milyar ton olup bunun 450 milyon tonu görünür durumdadır. Havzada üretilen taşkömürü koklaşır ve koklaşmaz olmak üzere iki ayrı kalitededir. Taşkömürüne talep, demir çelik fabrikalarında tüketilmek üzere kok üretiminde, ısınma ve sanayi sektöründe ve elektrik üretmek üzere termik santrallerde olmaktadır. Elektrik üretiminde 2005 yılından sonra ithal taşkömürü ile çalışan yeni termik santrallerin hizmet alınacağı da tahmin edilmektedir.

Linyit, Astfaltit, Bitümlü Şist ve Turba:
2000 yılı verilerine göre 8.2 milyar ton linyit, 1.3 milyar ton bitümlü kömür, 81 milyon ton asfaltit ve 200 milyon ton turba rezervi bulunmaktadır. Diğer büyük rezervler Orta ve Kuzey Batı Anadolu ve Ege bölgesindedir. Linyit rezervlerinin yüzde 13’ünün alt ısıl değeri 3000 kcal/kg üzerine ve bunun sadece yüzde 4.3’ü 4300 kcal/kg’ın üzerindedir. Diğer taraftan yüzde 58’lik kısmı ise 1200 kcal/kg’ın altındadır. 2000 yılı linyit üretimi 64.5 milyon ton olarak gerçekleşmiştir ve bunun yaklaşık olarak yüzde 85’i Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de üretilen linyit kömürünün enerji hammaddesi olarak ekonomik değeri yılda 2 milyar dolardır. Linyit kömürünün elektrik üretimindeki oranı ise yüzde 34 gibi önemli bir seviyededir. Türkiye’de linyit kömürüne talep; elektrik enerjisi talebi, sektörlerin büyüme hızı, Gayri Safi Milli Hasıla ve nüfus artışı gibi parametreler ile ilişkilidir.

Kömür gibi termik santral yakıtı olarak veya damıtma yoluyla sentetik petrol üretimi için kullanılabilen ve tamamı Anadolu’nun batı yarısında yer alan Beypazarı, Seyitömer, Göynük, Ulukışla, Mengen, Bahçecik ve Burhaniye’deki 7 sahada tespit edilen bitümlü şist ise yaklaşık 1.1 milyar ton rezerve sahiptir. Ortalama kalorifik değer 1000 kcal/kg seviyesindedir.

Ülkemizde şimdiye kadar yapılan çalışmalarda 19 ilimiz sınırları içerisinde çeşitli büyüklüklerde turba oluşumu belirlenmiştir. Turbalar tarımsal amaçlı kullanıldığı gibi enerji kaynağı olarak da kullanılmaktadır.

Hidrolik Potansiyel:
Doğanın dengesini koruyabilmesi yenilebilir enerji kaynaklarının önemini arttırmaktadır. Bu enerji kaynaklarından birisi de sudan yararlanılarak elde edilen enerjidir. Suyu enerji elde ettikten sonra diğer amaçlar için kullanmak olasıdır.Bu ise suyun önemini bir kat daha artırtmaktadır.
Ülkemizde brüt hidroelektrik potansiyel 433 milyar kWh, teknik yönden değerlendirilebilir potansiyel ise 216 milyar kWh olarak tahmin edilmektedir. 483 adet hidroelektrik projenin teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir kurulu güç kapasitesi yaklaşık 35000 MW ve yıllık ortalama enerji üretimi 123 milyar kWh olarak hesaplanmaktadır. 2000 yılı başı itibariyle işletmedeki termik ve hidroelektrik santrallerin toplam kurulu gücü 26,117 MW’a üretimi ise 116 milyar kWh’a ulaşmış durumdadır. Son 20 yılda elektrik enerjisi üretiminde hidroelektrik enerjisinin payı yüzde 45.8 mertebesinden giderek düşmüş ve 1999 yılında yüzde 30’lara inmiştir. 2000 yılındaki yetersiz yağışlardan dolayı bu pay daha da azalmıştır. Mevcut hidroelektrik enerji üretim kapasitesinin yüzde 75’i Keban, Karakaya, Atatürk, Altınkaya,Hasan Uğurlu ve Oymapınar barajlarından sağlanmaktadır.

Santral Tipi    Toplam Kurulu Güç    Brüt Üretim (GWh)
      1998    1999
Barajlı Santraller    9 443.9    38750.6    30908.5
Tabi Göl Santralı    101.0    187.0    174.3
Akarsu Santralı    156.8    663.8    654.5
HidrolikTop1am    9701.7    39601.4    31747.3

Hidrolikte yağışlara bağlı olarak üretim miktarı değişmekte, kuraklık döneminde üretim azalmaktadır. Termik santraller ile talebe cevap verilemediği zamanlarda ise hidrolik santrallerde kritik su seviyesi zorlanarak elektrik üretimi yapılabilmektedir. Nitekim 1999 ve 2000 yıllarında bu uygulama yapılmıştır.
Petrol:
Ham petrolde ise 1998 yıl sonu itibariyle 43 milyon ton üretilebilir rezervimiz bulunmaktadır. Ülkemiz petrol aramaları 1923 Cumnuriyetinin ilk kurulduğu yıllarda başlamış, 1940 yılında Raman’da ilk üretim kuyusu açılmıştır. 1951 yılında bunu Garzan sahası takip etmiştir. Halen 16 yabancı ve 3 yerli şirket petrol aramalarını sürdürmektedir. Bu zaman zarfında 2834 kuyu açılmış ve 95 sahada petrol, 17 sahada doğal gaz keşfi yapılmıştır.
Türkiye’de 1998 yılı toplam ham petrol üretim miktarı 3.2 milyon ton, ham petrol tüketimi ise 28.1 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin petrol politikası 1980’li yıllarda şekillenerek kanında yerini almıştır. Böylece Türkiye kendi ihtiyacı olan petrolü arayıp bulmak için her türlü yerli ve yabancı imkanı seferber etmeyi mümkün kılan bir milli petrol politikasını benimsemiş bulunmaktadır. Ülkemizde petrole bağımlılık azaltılmaya çalışılmakta diğer enerji kaynaklarına ağırlık verilmektedir. Ancak yinede önümüzdeki 10 yıl içinde enerhide petrole bağımlılığım yüzde 40’ların altına inmeyeceği düşünülmektedir. Bunun için Türkiye’de petrol arama ve üretim faaliyetlerine yeni yatırımların yapılması büyük önem arz etmektedir.
Doğal Gaz:
1998 yıl sonu itibariyle ülkemiz rezervuarlarında bulunan doğal gaz 14 milyar metreküp olup, üretilebilir rezerv 9 milyar metreküptür. Bugün doğal gaz ithal edilen ve dışa bağımlı bir enerji kaynağı durumundadıtr. 1995 yılında doğal gaz tüketiminin yarısından fazlasının elektrik enerjisi üretiminde, yüzde 11’inin gübre sanayinde, yüzde 17’sinin sanayi kuruluşlarında enerji kaynağı olarak ve yüzde 15’inin konut ve ticari sektörde kullanıldığı tespit edilmiştir. Türkiye’de 1998 yılı toplam doğal gaz üretim miktarı ise 564.5 milyon metreküp, tüketimi ise 10.3 milyar metreküp olarak gerçekleşmiştir.

Jeotermal:
Jeotermal enerjinin değerlendirilmesi yeni bir olay olmamakla birlikte ekonomik olarak kullanımı için başka enerji türlerine dönüştürülmesi konusundaki çalışmalara bu yüzyılın başlarında başlanmış, 1973-74 enerji krizinin etkisi ile çalışmalar yoğunlaştırılmıştır.
Türkiye’de 49 santigrat derecenin üzerinde jeotermal akışkan içeren 170 adet jeotermal saha bulunmaktadır. Bunlardan Aydın-Germencik, Denizli-Kızıldere, Çanakkale-Tuzla, Aydın Salavatlı elektrik üretimine uygun, gelişen teknolojilere ve gerekli desteğin temin edilmesine göre Manisa-Salihli-Caferbeyli, Kütahya-Simav,İzmir-Seferihisar,Dikili,Denizli Gölemezli elektrik üretilebilir, diğerleri ise doğrudan kullanıma uygundur.
Türkiye’de halen 51.600 konut eşdeğeri ısıtmacılık yapılmaktadır ve kurulu güç 493 MWt düzeyine ulaşmıştır. Ayrıca, Türkiye’de şu anda, 194 adet kaplıcada sağlık amaçlı kullanım vardır. Bunun da değeri 327MWt’dir. Böylelikle Türkiye’nin jeotermal doğrudan kullanım kapasitesi 820 MWt olmakta ve Türkiye, bu durumda doğrudan kullanım kapasitesi kurulu gücü ile Dünyada 4. sırada yer almaktadır.
Türkiye’de elektriğe yönelik uygulama ise Denizli-Kızıldere sahasında 1974 yılında kurulan 0.5 MWe kapasiteli bir pilot tesisle başlamış ve 1984 yılında aysı sahada TEAŞ tarafından yaptırılan bir santralle 20 MWe kapasiteye ulaşmıştır. Aydın-Germencik,Çanakkale-Tuzla,Aydın-Salavatlı gibi sahalarda da önümüzdeki yıllarda jeotermal enerjiye dayalı santraller kurulması ile ilgili çalışmalar planlanmaktadır. Türkiye’de kurulacak jeotermal elektrik santrallerinin 2005 yılında 185 MWe, 2010 yılında 500 MWe, 2020 yılında 1000 MWe’e ulaşması beklenmektedir.
Türkiye’nin ispatlanmış termal kapasitesi (kuyu+kaynak) 2600 MWt cibarına ulaşmıştır, Muhtemel jeotermal potansiyelimiz ise 31.500 MWt’dir (5 milyon konut eş değeri). Bu da Türkiye’deki konutların en az yüzde 30’unun jeotermal kaynaklarla ısıtılabileceği anlamına gelmektedir ki bu da 30 milyar metreküp doğalgaz eşdeğeridir.
Nükleer Hammaddeler:
Türkiye’de radyoaktif hammadde arama ve değerleme işlemleri 1956 yılında MTA tarafından başlatılmış ve bu aramalar neticesinde önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Uranyum yakıt hammaddesi bakımından Türkiye o kadar zengin değildir. MTA tarafından saptanmış olan ülkemiz uranyum rezervi ortalama 8400 ton olup bu rezerv dünya uranyum potansiyeli içinde yüzde 0.41 gibi çok küçük bir paya sahiptir.
Toryum bakımından ise 380 000 ton ile dünyadaki en zengin kaynaklardan biri durumundayız ve bu yaklaşık yüzde 21’lik bir paya tekabül etmektedir. Ancak toryumun eldesinde bazı teknolojik güçlüklerin bulunması nedeniyle şu an için ekonomik görülmemekte ama bu büyük potansiyelin ilerdeki yıllarda öneminin artacağı ve ekonomik olarak devreye sokulabileceği tahmin edilmektedir.
Yeni ve Yenilebilir Enerji Kaynakları:
Biomas(odun ve diğer bütün çeşitler); biomas enerjinin kökeninde fotosentezle kazanılan enerji yatmaktadır. Bİomas enerjinin materyalleri bitkisel ve hayvansal ürünlerdir. Endüstrileşme ile birlikte doğal kaynakların azalmaya başlaması biomasın değerlendirilmesini gündeme getirerek bu kaynağı öne çıkartmaya başlamıştır. Biomasın sanayileşmiş ülkelerdeki birincil enerji tüketimindeki payı genel olarak yüzde 3’ün altında ise de bazı ülkeler bioenerji kaynağını önemli ölçüde kullanmaya başlamışlardır(örneğin Finlandiya,İsveç,Amerika). Biomas kökenli yakıtların atmosferik karbondioksit kirlenmesine etkisinin az olmasından dolayı birçok sanayileşmiş ülke biomas enerji üretimini arttırabilmek için planlar yapmaktadır.
Yatak Yeri    Rezerv (ton)    Tenör
Uranyum Yatakları      U308 %
Manisa-Salihli-Köprübaşı    3040    0.050
Yozgat-Sorgun    2500    0.100
Aydın-Söke-Demirtepe    1 300    0.080
Uşak-Eşme-Fakılı    510    0.045
Aydın-Söke-Küçükçavdar    500    0.050
Giresun-Şebinkarahisar    300    0.040
Çanakkale-Ayvacık-Küçükkuvu    250    0.080
URANYUM TOPLAM    8 400    0.070
Toryum Yatakları      Th02 %
Eskişehir-Sivrihisar-Beylikahır    380 000    0.210
TORYUM TOPLAM    380000    0.210
      


Güneş Enerjisi; güneş enerjisinin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olması nedeniyle verimli olarak kullanılabilmesi amacına yönelik araştırma-geliştirme çalışmaları son 20 yılda yoğunlaştırılmıştır. Gerek doğrudan gerekse dolaylı elektrik üretimi, sıcak su üretimi, alanısıtma ve soğutma, sanayi kuruluşları için proses ısı enerjisi ve sera ısıtmacılığı konularında çok sayıda uygulama bulunmaktadır ve yaygın olarak kullanılabilmesi için düşük maliyetli olarak üretilmeleri konusunda çalışmalara devam edilmektedir. Türkiye’de uygulamalar daha çok evlerde ve otellerde sıcak su eldesine yöneliktir. Türkiye’nin güneşlenme süresinin 2640 saat ve yıllık ortalama güneş enerjisinin ise 3,6 kWh/m2 gün olduğu belirlenmiştir  
Rüzgar Enerjisi; Rüzgar enerjisi de güneş enerjisi gibi hava koşullarına ve topografik şartlara göre değişim göstermektedir. Rüzgar enerjisi yatay ve düşey eksenli rüzgar türbinleri ile mekanik enerjiye dönüştürülmekte, su pompalamakta veya elektrik üretimi amacıylada bu mekanik enerjiden yararlanılmaktadır. Pek çok avantajının yanı sıra rüzgar enerjisi kullanım amacıyla rüzgar türbini ve rüzgar tarlaları kurulması sırasında görsel ve istatistik olarak kişileri ve çevreyi etkilemesi, gürültü oluşturması, kuş ölümlerine neden olması, haberleşmede parazitler meydana getirmesi gibi dezavantajları bulunmaktadır. Ülkemizde bir iki bölge dışında (Çanakkale, İzmir gibi) henüz bu enerjiden su pompalama dışında yararlanma söz konusu değildir.
Bazı Santral Tiplerinin Mukayesesi (1000 MW kapasiteli)

Santral Tipi Özellikler    Nükleer Santral    Rüzgar Santralı   Güneş Santralı   
            Jeoterma
Yıllık Verim (saat)    6570 (%75)    3285 (%37,5)    2190 (%25)    73 (%,3)
Tesis Ömrü (yıl)    25-30    20    50-60    25-30
Yatırım Maliyeti (milyar $)    3-4    1,1    6    2
Üretim Maliyeti, cent/kWh    7,5    0,01-0,10    0,0-0,4    Sıfıra yakın
Bakım Maliyeti, cent/kWh    *    Tesis ömrü boyunca yatırımının %4’ünü geçmez    Tesis ömrü boyunca yatırımının %1’ini geçmez    Tesis ömrü boyunca yatırımının %2’ini geçmez
Tesis Alanı  (Dönüm)    30    300    3000    20
Tesis Yapım Süresi    4-5 yıl    6 ay    3 ay    1,5 yıl
Yatırımın Geri Dönüş Süresi    *    *    15-20 yıl    25 yıl
Zararlı Atık Oluşumu    Radyasyonlu Atıklar    Yok    Yok    Yok
Yararlı Yan İşlevleri    *    İlk yapıldığında görsel çekim alanı   Panellerin gölgelik ve cephe elemanıolabilmesi    Bölgesel ısıtma, sağlık hizmetleri, sanayi ısıtması
1 kWh için Su Tüketimi    2,3 litre    0,004 litre    0-0,002 litre    * dönüşümlüdür
1 kWh için Yakıt Tüketimi    *    Yok    Yok    *
Santral Tipi Özellikler    Hidro Elektrik Santralı   Petrole DayalıSantral    Kömür  Santralı   Doğalgaz Santralı
Yıllık Verim (saat)    5000 (%57)    *    6570 (%75)    7000 (%80)
Tesis Ömrü (yıl)    100-200    *    30    20-30
Yatırım Maliyeti (milyar $)    1-1,3    2    0,7-1,4 ithal kömür 1,6 linyit     0,40-0,70
Üretim Maliyeti,  cent/kWh    0,05    3-7,9    2,5 linyit 3,5 ithal kömür    3,4-5
Bakım Maliyeti  cent/kWh    *    *    Tesis ömrü boyunca yatırımının %5’ini geçmez    0,04
Tesis Alanı  (Dönüm)    *    *    *    400
Tesis Yapım Süresi    5-8 yıl    *    4-5 yıl    2,5-3
Yatırımın Geri Dönüş Süresi    10-15 yıl    *    *    *
Zararlı Atık Oluşumu    İlk yıllarda sera gazı   CO2, CO, SO2, NOx    CO2, CO, SO2, NOx, kül    CO2, CO, SO2, az miktarlarda NOx,
Yararlı Yan İşlevleri    Tarımsal sulama ve taşkın kontrol olanağı   *    Buhar üretimi    Buhar eldesi
1 kWh için Su Tüketimi    * dönüşümlüdür    1,6 litre    1,9 litre    0,0024 litre
1 kWh için Yakıt Tüketimi    Yok     *    0,380 kg kömür    0,193 m3 doğalgaz





2020 Yılında Yenilenebilir Enerji Kaynakları Tahmini
Enerji Türü    2020 Yılında Minimum    2020 Yılında Maksimum
   MTEP    Toplamın % si    MTEP    Toplamın % si
Modern Biokütle    243    45    561    42
Güneş    109    20    355    26
Rüzgar    85    15    215    16
Jeotermal    40    7    91    7
Küçük Hidrolik    48    9    69    5
Deniz Enerjileri    14    4    54    4
TOPLAM    539    100    1345    100
Genel Enerji Talebinin % si       3 - 4       8 - 12



Dünyadaki Önemli Uranyum ve Toryum Rezervleri

    Uranyum    Toryum    
Ülke    Oldukça Güvenilir (bin ton)    Tahmini İlave    Oldukça Güvenilir (bin ton)    Tahmini İlave
Avustralya    365    85    21    -
Brezilya    2    10    68    1200
Kanada    191    668    54    293
Mısır   
-   15    280
Finlandiya    3    -   -   60
Hindistan    32    26    319    -
Türkiye    4    1    330    440
ABD    543    899    122    278




Uzmanların yaptığı inceleme ve değerlendirmeler sonunda, ortaya çıkacak enerji açığını kısa vadede nükleer enerji ile elektrik üretiminin yetebileceği, orta vadede yine nükleer enerjiden yararlanmakla birlikte bir alternatif enerji kaynağı olarak telaffuz edilen güneş enerjisinden yararlanmanın da devreye girmesi mümkün görülmektedir. Uzun vadede enerji ihtiyacına cevap verebilecek ve hemen hemen tükenmez bir kaynağa sahip olan “termo-nükleer enerjiden elektrik üretimi” 21. yy sonlarına doğru işlerlik kazanacaktır.
Bugün içinde bulunduğumuz darboğazın ana nedeni 1990 yılından buyana yatırımların programın gerisinde kalmış olmasındandır.
Gelişmekte olan bir ülkenin enerji yönünden dışa bağımlı olması düşünülmemekte ve sanayisinin enerji kısıntısı veya kesintisine tahammülü bulunmamaktadır. Bugün Türkiye tükettiği enerjinin yarıya .yakınını ithal etmekte ve bunun için yılda yaklaşık 10 milyar dolar gibi büyük bir para ödenmektedir.
Türkiye’nin enerji üretiminde dış kaynaklara yöneldiği görülmektedir ki, bu enerjinin devamlılığıkonusunda risk içermektedir. İzlenmesi gereken politikalar genel olarak; sahip olunan kömür potansiyelinin yeni arama politikaları ile genişletilmesi, düşük kaliteli kömürlerin iyileştirilmesi, termik santralların ise biran önce çevresel tedbirleri alınarak ve yakma teknolojilerinin revize edilerek tam kapasite çalışmaya başlaması gelmektedir. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde ülkemiz, potansiyel hidrolik ve fosil kaynaklarınıtamamen kullanmasına rağmen gelişmesi için gerekli enerjiyi başka kaynaklardan karşılama durumunda kalacaktır. Bu enerji kaynaklarından sadece nükleer enerji ihtiyacı karşılayabilecek kapasitede görünmektedir.
Nükleer enerji konusundaki halk tepkisi bu konudaki bilgi noksanlığından ileri gelmektedir. Nükleer enerji üretimi diğer alternatiflere nazaran daha tehlikeli olmayan, çevrenin korunması için yararlı ve daha ucuz elektrik üreten tesislerdir.
Türkiye’de henüz kurulu nükleer bir santralin olmaması adyoaktif hammadde konusunda arama ve zenginleştirme işlemlerini askıya alacağımız anlamına gelmemelidir. Bunun için Türkiye’nin tamamı üzerinde radyoaktif hammadde taramasının yapılması bulunan yatakların değerlendirilerek olumlu sonuç verenlerin hemen sorun yaratabilecek olanlarınıise laboratuvar ve pilot ölçekte olumlu sonuçlar alındıktan sonra tesis çapında çalışmalara başlanmalıdır. Nükleer teknoloji konusunda l950’lerden bu yana sahip olduğumuz bilgi ve deneyimlerimiz ile bunu yapabilecek konumda olduğumuz gerçeği unutulmamalıdır.
Bugün düşük ve orta büyüme hızlı nükleer enerji üretim senaryolarının kullanılmasıhalinde dünya için yakıt temininde herhangi bir problemin olmayacağıgörülmektedir. Ancak bu durum nükleer teknolojide söz sahibi olan devletler için söz konusudur. Ülkeler arasında yapılan bazı nükleer denetleme anlaşmalarına riayet etme şartı altında yakıt temini garantisinin verilmesi, ihtiyaç sahiplerinin kağıt üzerindeki garantilerine hakikaten sahip olacaklarınıgöstermemektedir. Bu ülkeler ihtiyaçları olduğunda hiçbir yerden hammadde temin edememe veya çok fahiş bedel ödemek zorunda kalabileceklerdir.




Kaynaklar:
Akçael E. A., 1997, Dünyada ve Türkiye’de Petrol, s:61-70, Türkiye Enerji Politikaları
İstanbul Üniv. Müh. Fak. Yerbilimleri Dergisi, C.16, S.1, SS.81 - 92, Y 2003    
Ana Britannica
Ünver Ö., 1996, Türkiye’nin Enerji Potansiyeli ve Bu Potansiyelden Ekomomik Olarak Yararlanma olanakları, s:25-40
6  BİLGİ DEPOSU / Coğrafî Yazılar / Türkiye'nin Akarsuları : Haziran 05, 2007, 12:10:32 ÖS
ÜNİTE
AKARSU VE  AKARSU ŞEKİLLERİ
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1.   Akarsu, sel  ve akan su kavramlarını araştırınız. Bunlar arasındaki   benzerlikleri ve farklılıkları öğreniniz.
2.   Çevrenizde akarsu var mıdır? Dere, öz, çay, su, ırmak ve nehir kavramlarını araştırarak öğreniniz.
3.   Türkiye’deki akarsular hangi denizlere dökülmektedir? Bir harita üzerinde inceleme yaparak öğreniniz.
4.   Havza, açık havza ve kapalı havza kavramlarını araştırarak öğreniniz.
   
A.     TÜRKİYENİN AKARSULARI
   Türkiye akarsular bakımından şanslı bir ülkedir. Özellikle doğu ve güney komşularına göre zengin bir ülke sayılır. Akarsularımız uzunluk akıttıkları su miktarı (Debi), beslenme şekilleri ve su miktarının yıl içindeki değişimi (Rejim) bakımından farklı özellikler gösterir. Ancak Türkiye akarsuları bütünüyle düşünüldüğü zaman bazı ortak yönleri ortaya çıkar.
1. Akarsularımızın Genel Özellikleri
Türkiye akarsularının ortak özelliklerinin başında genellikle kısa boylu olmaları gelir. Kızılırmak, Yeşilırmak Fırat ve Dicle dışındaki akarsularımız kısa boyludur. Sınırlarımız içinde doğup ve kendi kıyılarımızdan denize dökülen en uzun akarsuyumuz olan Kızılırmak’ın boyu 1355 km’dir. Akarsularımızın boylarının kısa olmasının  başlıca nedeni; ülkemizin bir yarımada olması ile Kuzey Anadolu dağları ve Toros dağlarının uzanış biçimidir. Bu dağlardan kaynaklanan ve denize dökülen akarsuların boyu çok kısadır. Çünkü bu dağlar, kıyıya çok yakın ve paralel olarak uzanmaktadır. Akarsularımızın bir başka ortak özelliği de hızlı akmalarıdır. Bunun başlıca nedeni, ülkemizde dağların fazla olması ve genellikle sıradağlar şeklinde uzanmasıdır. Bu akarsuların hızı da fazla olmaktadır.
   Türkiye akarsularının pek çoğunun akıttığı su miktarı, mevsimlere göre önemli farklılıklar göstermektedir. Bu da ülkemizdeki farklı ilkim özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Genellikle yaz mevsiminde akarsularımızın akıttığı su azalır. Küçük akarsuların pek çoğu kurur.
   İç Anadolu, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinin büyük kısmında durum böyledir. Buna karşılık ilkbahar ve kış mevsimlerinde akarsular birden canlanır ve bol su taşırlar. Çünkü bu mevsimlerde artan yağışlar ve eriyen kar suları akarsuları besler. Ancak Karadeniz Bölgesi’nin akarsularında durum farklıdır. Çünkü bu bölge ikliminin özelliği olarak, her mevsim yağış düşmekte ve akarsuları beslemektedir.
   Akarsularımızın pek çoğu ülke sınırları içinden doğmakta ve kendi topraklarımızdan denize dökülmektedir. Fırat, Dicle, Aras, Kura ve Çoruh ırmakları ise topraklarımızdan doğdukları halde ülke dışından denizlere veya göle ulaşmaktadır. Meriç ve Asi ırmakları da ülkemiz dışından kaynaklarını alarak kıyılarımızdan denize dökülmektedir.
 
Resim 1: Yurdumuzdan bir akarsu görüntüsü
Akarsularımız genellikle açık havzaya sahiptir. Van gölü, Tuz gölü ve göller yöresi kapalı havzalarındaki küçük akarsular dışında kalanlar denizlere ulaşırlar. Yani açık havzaya sahiptirler.
Akıttıkları su miktarının yıl içinde değişmesi, sel olaylarının sıkça görülmesi, yatak eğimlerinin ve hızlarının fazla olması nedenleriyle, akarsularımızda ulaşım imkanları çok sınırlıdır.
       2. Başlıca Akarsularımız
   a. Karadeniz’e Dökülen Akarsular
   Çoruh:  Mescit dağlarından doğar. En önemli kolları Doğu Anadolu’dan gelen Oltu ve  Tortum çaylarıdır. Bu ırmağın vadisi çok dar ve derindir. Çevresindeki dağlık alana göre 1000 metreden daha fazla gömülmüştür. Gürcistan topraklarında Batum’dan Karadenize dökülür.
   Yeşilırmak: Bu ırmağın en uzun kolu olan Kelkit, Doğu Karadeniz’de Gümüşhane dağlarından doğar. Batıya doğru Kelkit oluğu boyunca akar. Erbaa Ovası’nı geçtikten sonra batıdan gelen Yeşilırmak kolu ile birleşir ve kuzeye yönelerek oluşturduğu Çarşamba Deltasından Karadeniz’e ulaşır.
   Kızılırmak: Sınırlarımız içinde doğarak kendi topraklarımızdan denize dökülen en uzun akarsuyumuzdur. En uzun kolu, Sivas doğusundan ( Kızıldağ) kaynağını alır. İç Anadolu’da büyük bir yer çizer. Kırmızı renkli tortullar arasından geçerken suları kırmızımsı bir renk alır. Tuz gölünün kuzeyinde, kuzeye doğru yönelir. Delice, Devrez ve Gökırmak kollarını aldıktan sonra oluşturduğu Bafra Ovasından denize ulaşır. Üzerinde Hirfanlı ve Altunkaya baraj gölleri bulunur.
 
   Resim 2: Kızılırmak’tan bir görünüş
Sakarya: Bu ırmak, Afyon kuzeyindeki Emir Dağından doğar. Batıdan Porsuk, doğudan da Ankara Çayı’nı alır. Batıya doğru büyük bir kavis çizdikten sonra kuzeye yönelir. Adapazarı Ovası2nı geçtikten sonra Karadeniz’e ulaşır. Üzerinde Hasan Polatkan ve Gökçekaya barajları kurulmuştur.
   b. Marmara Denizine Dökülen Akarsular:
   Bu akarsular Marmara denizine güneyden dökülürler. Güney Marmara bölümüyle İç Batı Anadolu’dan kaynaklanırlar. Kısa boylu olan bu akarsuların en önemlisi Susurluk Çayı’dır.
   Susurluk: Simav Çayı adıyla, Simav yakınlarından doğar. Karacabey Ovasını geçtikten sonra Uludağ’dan kaynağını alan Nilüfer Çayı ile birleşir ve Susurluk olarak Marmara denizine ulaşır.
   Susurluk Çayı’ndan başka güney Marmara bölümünden doğan bazı küçük çaylar da vardır. Bunların bazıları denize ulaşırken bazıları da göllerde son bulmaktadırlar.
   c. Ege Denizine Dökülen Akarsular:
   Ege denizine dökülen akarsular, Marmara ve Ege bölgesi toprakları üzerindedir. Bunların başlıcaları kuzeyden güneye doğru Meriç, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ırmaklarıdır.
   Meriç: Kaynağını Bulgaristan topraklarından alır. Edirne’de Tunca ile birleşir. Genel olarak kuzey – güney yönünde akarak Türkiye – Yunanistan sınırını oluşturur. Doğudan gelen Ergene Çayı’nı da aldıktan sonra  Ege denizine ulaşır.
   Gediz:  İç Batı Anadolu Eşiğindeki Murat Dağından doğar. Çeşitli kolları aldıktan sonra Gediz grabenini takiben batı yönünde akar. Yakın bir zamana kadar İzmir Körfezinin iç kesimine dökülürken, yatağının değiştirilmesi sonucu, Menemen Ovası’nı  geçtikten sonra Foça güneyinde denize ulaşmaktadır. Gediz ırmağı üzerinde Demirköprü  Barajı bulunmaktadır.
   Küçük Menderes: Bozdağlardan kaynağını alır. Birçok küçük kolla birleşerek Küçük Menderes Grabeni içinde büklümler yaparak akar. Kuşadası Körfezi’nin kuzeyinde Selçuk yakınlarında denize ulaşır.
 
Resim 3: Yurdumuzdan bir akarsu görüntüsü
Büyük Menderes: Önemli kaynaklarını İç Batı Anadolu, Göller yöresi ve Menteşe yöresinden alır. Ana akarsu aynı adı taşıyan graben içinde batı yönünde, menderesler yaparak akar ve denize dökülür. Bu akarsuyun üzerinde Adıgüzel ve Kemer barajları kurulmuştur.
   d. Akdeniz’e Dökülen Akarsular:
   Asi dışındaki Akdeniz’e dökülen akarsular, Toros dağlarından gelen sulardır. Bunların başlıcaları batıdan doğuya doğru şöyle sıralanır:
   Aksu: Kaynağını Isparta yakınlarından alır. Karstik alanlarda genellikle kuzey – güney yönünde akarak Antalya Körfezi’ne dökülür.
   Göksu: Taşeli Plâtosu’nun kuzeyinden kaynaklarını alır. İki büyük kolunu Mut yakınlarında aldıktan sonra oluşturduğu Silifke Ovası’ndan denize ulaşır. Göksu’nun vadisi kalker araziye çok yerde yüzlerce metre gömülmüştür. Yer yer kanyon vadiler oluşturmuştur. Akarsu bazen de karstik tünellerden geçer.
   Seyhan: Zamantı Çayı adıyla Uzunyayla’dan doğar. Göksu kolu ile birleşerek Seyhan adını alır. Adana yakınlarında oluşturduğu Adana Ovası’na ulaşır. Burada büklümler yaparak Mersin Körfezi’ne dökülür. Bu ırmak üzerinde Seyhan barajı kurulmuştur.
   Ceyhan: Elbistan havzasını kuşatan dağlardan kaynaklarını alır. Büyük bir yarma vadi ile Kahramanmaraş düzlüğüne ulaşır. Osmaniye  yakınlarında Çukurova’ya girer. İskenderun Körfezi’nin batısında, Yumurtalık yakınlarında denize dökülür. Bu ırmak üzerinde Aslantaş ve Menzelet barajları vardır.
   Asi: Lübnan’dan doğar. Kızıldeniz’den Kahramanmaraş’a kadar uzanan büyük bir grabeni kuzey kesimini takip ederek  Antakya’nın doğusundan topraklarımıza girer. Amik Ovası’nın güneyinde bir yay çizerek tekrar güneye yönelir. Samanda yakınlarında Akdeniz’e ulaşır.
 
   Resim 4: Asılı  Vadi
e. Basra Körfezi’ne Dökülen Akarsular:
   Fırat: Kaynağını  topraklarımızdan alan ve sınırlarımız dışında denize dökülen en uzun akarsuyumuzdur. En önemli iki konu Karasu ve Murat’tır. Doğu Anadolu’daki dağlık yörelerden, çeşitli boğazlardan geçerek akan bu iki büyük kol Keban Barajı’nda birleşir. Daha sonra Malatya Havzası’ndan geçer. Güneydoğu tarafları Torosları boğazlarla geçtikten sonra Gaziantep – Şanlıurfa platolarını derin bir biçimde yararak sınırımızı terk eder ve Suriye’ye girer. Irak’ın güneyinde Basra Körfezi yakınlarında Dicle ile Şat-ül Arab’da birleşerek Basra Körfezi’ne dökülür. Üzerinde Atatürk, Karakaya ve Keban Barajları vardır.
   Dicle: Güneydoğu Toroslardan geçen çok sayıdaki küçük kollarla beslenir. Cizre güneyinde Türkiye – Suriye sınırını oluşturduktan sonra Habur ( Hezil) Çayı ile birleşir ve Irak topraklarına girer. Daha sonra, Hakkari Bölümü’nden beslenen Zap suyu ile birleşir ve güneye doğru akar. Şat-ül Arab’da Fırat ile birleşerek Basra Körfezi’ne dökülür. Üzerinde başta Devegecidi barajı olmak üzere çok sayıda küçük baraj vardır.
   f. Hazar Denizi’ne Dökülen Akarsular:
   Bunlar topraklarımızdan çıkarak Azerbaycan’da birleşip Hazar gölüne dökülen Kura ve Aras ırmaklarıdır.
   Kura: Kars yakınlarından kaynaklarını alır. Ardahan plâtosunu  geçtikten  sonra Gürcistan topraklarına girer. Daha sonra Azerbaycan topraklarına giren Kura, Aras ile birleşerek Hazar gölüne dökülür.
   Aras: Erzurum’un güneyinde Bingöl dağlarından sonra büyük bir yay çizerek Ağrı Dağı’nın  doğusundan Dilucu mevkiinde Türkiye – Ermenistan – Nahcivan – İran sınır kavşağından geçer. İran’ın kuzey sınırını oluşturduktan sonra Azerbaycan topraklarında Kura ile birleşerek Hazar gölüne dökülür.
   3. Akarsu Havzalarımız:
   Akarsularımızın çoğunun havzası açıktır. Yani bu akarsular, açık denizlere dökülmektedir. Bazı akarsularımız ise sularını açık denizlere ulaştıramamaktadırlar. İşte bunların havzaları kapalı havzalardır.
   Kura ile Aras ırmakları Türkiye dışında  bulunan Hazar gölü kapalı havzasına akarlar.
   a. Türkiye’deki Kapalı Havzalar:  
Konya Kapalı Havzası: Kuzeyden Obruk plâtosu, güneyden ise Toros dağlarının etekleriyle sınırlandırılmıştır. Doğu – batı yönünde uzanan büyük bir kapalı havzadır. Beyşehir Gölü ile Toroslardan  ve Obruk Plâtosundan gelen sular, bu kapalı havzada toplanır. Ancak bu sular fazla değildir. Konya, Karapınar, Karaman ve Ereğli yakınlarında tuzlu bataklıklar ve geçici göller oluşmuştur. Onun için verimsiz düzlükler geniş alanlar kaplar.
Tuz Gölü Kapalı Havzası: Haymana Cihanbeyli ve Obruk plâtoları arasında yer alan tektonik bir çukurluktur. Gölün çevresinde tuzlu topraklar vardır. İçerisinde tuz gölünün de bulunduğu bu kapalı havzaya, çevreden çok küçük ve geçici akarsular su taşımaktadır. Bu sular çevre arazilerden çözdükleri tuzları, bünyelerine alarak göle taşırlar. Onun için göl suları çok tuzludur. Çözelti halinde bulunan tuzlar, şiddetli buharlaşma sonucu göl dibinde kristalleşerek tuz oluşturur.
Afyon Akarçay Kapalı Havzası: Sultan Dağlarının kuzeyinde yer alır. Çökme sonucu oluşan bu kapalı havzada Akşehir, Eber ve Karamut gölleri bulunur. Sultan dağlarında ve çevreden gelen küçük derelerin suları bu göllerde toplanır. Akşehir Gölü’nün suları, tuzlu olduğu için içme ve kullanmaya uygun değildir. Eber gölü sularını, daha çukurda olan  Akşehir Gölü’ne boşaltır. Bunun için bu gölün suları tatlıdır.
Afyon Akarçay Havzası, tuz gölü ve Konya Havzası kadar kurak bir havza değildir.
Kırşehir’in doğusunda çok küçük bir kapalı havza olan Seyfe Gölü havzası bulunur.
 
Resim 5: Seyfe Gölü
b. Göller Yöresi Kapalı Havzaları:
Burdur Kapalı Havzası: Burdur Gölü’nün de içinde yer aldığı havzadır. Bu havza, kuzeydoğu –güneybatı yönünde uzanan tektonik bir çukurluktur. Havza, en çok güneyden beslenir. Ayrıca çevreden gelen bir çok küçük derelerde vardır.
 
   Harita 1: Türkiye’nin akarsu havzaları
Acıgöl Kapalı Havzası: Merkezinde acı göl bulunur. Çevreden gelen küçük geçici sular hep bu göle dökülür. Beslenmesi zayıf, buna karşılık buharlaşma fazla olduğu için gölün suları acıdır.
Ayrıca bu iki kapalı havzanın güneyinde Salda, Çorak ve Kestel gölleri de çevrelerine göre küçük birer kapalı havza oluştururlar.
c.Van Gölü Kapalı Havzası: Yurdumuzun doğusunda bulunan büyük bir kapalı havzadır. Bu kapalı havzanın oluşumunu tektonik hareketler ve Nemrut Volkanı sağlamıştır. Havzanın en çukur yerini Van Gölü doldurmuştur. Bu havzanın etrafı, yüksek dağlarla çevrili durumdadır. Buralardan gelen sular Van Gölü’ne toplanır. Göl, en çok doğudan ve kuzeyden gelen derelerle beslenir.
Van Gölü’nün suları sodalıdır. Bu durum gölün kuzeyinde bulunan ve soda içeren volkanik kökenli kayalardan, sodanın sular tarafından çözülerek göle taşınmasının sonucudur.
4. Akarsularımızın Rejimleri:
Akarsu rejimi, akarsuların akıttığı su miktarının yıl içindeki değişmelerine ve beslenme şekillerini ifade eder. Bazı akarsuların yatağındaki su miktarı, yıl içinde belirgin bir azalma ve çoğalma göstermez. Sürekli yağışlarla beslenen Doğu Karadeniz Bölümü akarsuları böyledir. Bir kısım akarsularda ise akım yılın belirli aylarında düzenli olarak azalır ve çoğalır. Kurak dönemde sular iyice çekilir, hatta tamamen kururken, yağışlı dönemde yatak tamamen sularla dolar. Yurdumuzda bu tür akarsuların tipik örnekleri, Akdeniz ikliminin etkili olduğu yerlerde görülür. Bu özellikleri gösteren akarsuların rejimlerine düzenli rejim denir. Düzenli rejimli akarsularda her yılın akım grafiği bir birine çok benzer. Ancak bu rejimde de zaman zaman düzensizlikler görülür. Sağanak yağışlara ve hava sıcaklığındaki beklenmedik artışlara bağlı olarak ortaya çıkan kar erimeleri sonucu seller oluşmaktadır.
Bazı akarsuların yataklarındaki su miktarı ise yıl içinde belirsiz zamanlarda artar. Kurak bölgelerdeki akarsular böyledir. Çünkü buralardaki yağışlar çok düzensizdir. Bu bölgelerdeki akarsuların rejimlerine düzensiz rejim denir.
Akarsular genellikle yağmur, kar, buz ve kaynak sularıyla, bazı akarsularda göl sularıyla beslenir. Bunlardan sadece bir tanesi ile beslenen akarsulara sade rejimli akarsular denir. Ancak sade rejimli akarsular çok azdır. Ülkemizdeki akarsular genellikle hem yağmur hem kaynak hem de kar ve buz suları ile beslenir. Bu akarsuların rejimine de karma rejim denir.

 
Harita 2: Türkiye’nin başlıca baraj gölleri, gölleri ve akarsu ağı
5. Türkiye’deki  Sade Ve Karma Rejimli Akarsular:
a.Yağmur Suları ile Beslenen Akarsular:
Ülkemizdeki akarsuların bir kısmı yağmur suları ile beslenir. Genellikle Akdeniz iklimi özelliklerinin etkili olduğu yörelerimizde, yaz kuraklarının etkisi akarsulara doğrudan yansımaktadır. Bu nedenle yaz aylarında bu akarsularımızın yataklarındaki sular ya çok azalmakta ya da tamamen kurumaktadır. Kasım ayından sonra su miktarında hızlı bir artış görür. Ocak, şubat ve mart aylarında akarsuların debisi en yüksek değerine ulaşır.
    Grafik 1:  Ceyhan ırmağının yıllık akım grafiği

Ege Bölgesi’ndeki akarsular ve Akdeniz Bölgesi’nde karstik kaynaklarla beslenmeyen akarsular bu rejime sahiptir. İç Anadolu Bölgesi’ndeki akarsularımız da yağmur sularıyla beslenen akarsulardır. Buralar da az da olsa, kar suları akarsuların beslenmesine katkıda bulunmaktadır.  
b. Kar ve Buz Suları ile Beslenen Akarsular:
Bu akarsular, yüksek dağlardan beslenirler. Buralarda bulunan kar ve buzlar, sıcak aylarda eriyerek akarsulara karışır. Bunun sonucu olarak Türkiye’de ilkbahar aylarında ve yaz başlarında akarsuların debisi en yüksek değerine ulaşır.
Türkiye’de kar ve buz sularıyla beslenen akarsular, Doğu Karadeniz bölümünden, Hakkari bölümünden ve Doğu Anadolu’nun yüksek dağlarından beslenen akarsular.
c.Kaynak Sularıyla Beslenen Akarsular:
Türkiye’de kaynak sularıyla beslenen akarsular, genellikle küçük akarsulardır. Manavgat Çayı buna güzel bir örnektir. Bu çay, Toros dağlarından  doğan karstik kaynaklarla beslenir.
Bir kısım akarsularımızın bazı kolları da kaynak suları ile beslenmektedir. Bu kaynaklar genellikle karstik kökenlidir. Fırat’ın bir kolu olan Sultan suyu, bir karstik kaynaktan beslenmektedir.
   d.Çölden Çıkan Akarsular:
   Bazı akarsularımız kaynaklarını göllerden alırlar. Göl sularını boşalttıkları için bu akarsulara göl ayağı (gideğen) da denilmektedir. Bunlar küçük akarsulardır. Yağışlı dönemde gölün suları yükseldiği zaman bu akarsular canlanır. Göl suyu seviyesi düştüğü zaman ise akarsular kurumaktadır. Onun için bunların çoğu geçici akarsulardır. Bu akarsuların başında Çarşamba suyu gelir. Beyşehir Gölü’nün sularını Konya Ovası’na akıtır.
   Eğridir Gölü’nden çıkan Kovada suyu, güneye doğru akarak Kovada gölüne dökülür.
   Göllerden kaynaklanan akarsulardan başka, bataklıklardan çıkan akarsular da vardır.
 
Grafik 2: Kızılırmak’ın yıllık akım grafiği
e. Karma Rejimli Akarsular:
   Ülkemizde kısa mesafelerde iklim özellikleri değişmektedir. Bu nedenle uzun boylu akarsularımızın yukarı ve aşağı çığırları farklı iklim bölgelerinde bulunmaktadır. Ayrıca aynı akarsuyun değişik kolları değişik şekillerde beslenebilmektedir. Fırat ırmağının kollarından Sultan suyu, bir karstik kaynaktan beslenirken diğer büyük kolları yüksek dağlardan eriyen kar ve buz sularıyla beslenmektedir. Aynı zamanda yağmurlar da bu ırmağı önemli ölçüde güçlendirmektedir. Bunlardan anlaşılacağı gibi, ülkemizde büyük akarsular karma rejimlidir. Karma rejimli akarsular, bir yandan yağmur sularıyla beslenirken diğer yandan da eriyen kar, buz suları ve kaynak sularıyla güçlenen akarsulardır. Kızılırmak, Yeşilırmak ve Fırat bunların başında gelir.
   6. Türkiye’de Akarsuların  Oluşturduğu Şekiller:
   Akarsular yeryüzünün şekillenmesinde en etkili olan dış kuvvetlerdir. Çünkü, kutup bölgeleri, çöller ve dağların yüksek kısımları dışında kalan yerlerde akarsular etkilidir. Sahip olduğu konum, iklim ve topoğrafya özelliklerinden dolayı Türkiye de akarsuların etkili olduğu ülkeler arasındadır.
   Türkiye’deki akarsu sistemi Üçüncü Jeolojik Zaman’ın sonunda, orojenik hareketlerin bitmesiyle oluşmaya başlamıştır. Daha sonraki epirojenik hareketler sonucu meydana gelen yükselmeye bağlı olarak akarsular, vadilerine iyice gömülmüşlerdir. iç kuvvetlerin hazırlamış olduğu ana yer şekilleri akarsular tarafından işlenmekte ve değiştirilmektedir. Böylece akarsu sistemi de gelişerek bugünkü şeklini almıştır. Yeryüzünün ve  Türkiye’nin şekillenmesini sağlayan akarsular şekillerini iki yolla oluştururlar.
B.     AŞINDIRMA  ve BİRİKTİRME
Akarsu aşındırmasının bağlı olduğu etkenler; suyun miktarı, yatak eğimi, akarsuyun hızı taşıdığı yük miktarı taş ve tabakaların  özellikleri gibi faktörlerdir.
Akarsuların aşındırması; su kütlesinin yatak kenarlarına çarpması, içlerindeki kum ve çakılların çarpması ve suyun çözmesi sonucu meydana gelir.



Resim 6: Kanyon Vadi
1.Aşındırma Şekilleri:
Türkiye’de akarsu aşındırmasının etkili olmasını başta gelen nedeni, yüksek dağların fazlalığıdır. Çevrelerine göre çok yüksek olan Kuzey Anadolu Dağları ve Toros Dağlarından kaynaklanan akarsular, hızla akarlar. Onun için de aşındırma güçleri fazladır.
 
   Şekil 1: Kertik vadi (A) ve Tabanlı vadi (B)                                    
Türkiye’de akarsuların aşındırmayla oluşturdukları şekillerin başında vadiler gelir. Vadiler, akarsuların içinde aktığı uzun çukurluklardır.  Vadiler, akarsuların yaptığı aşındırmayla yanlamasına, derinlemesine gelişir. Diğer yandan da geriye aşındırma sonucu boylarını uzatırlar.
 
Resim 7: Yarma Vadi
Akarsuların derine aşındırması, döküldükleri deniz veya gölün seviyesine kadar devam eder. Akarsular bu seviyeye göre yapabilecekleri aşındırmayla vadilerine enine, derinlemesine ve boyuna uzatırlar.
Yamaçlardaki vadiler, tabansız vadilerdir. Bunlara kertik vadi ya da “V” denir.
Dik yamaçlarda eğim fazla olduğu için hızla akar. Onun için aşındırma güçleri fazladır. Bu vadiler büklüm yapmadan uzanır. Enini aşındırmadan çok derine aşındırma etkilidir. Onun için yamaçlar diktir. Doğu Karadeniz Dağlarının kuzeye bakam yamaçlarındaki sıka boylu vadiler böyledir.
Düz yerlerdeki akarsu vadileri, geniş tabanlıdır. Böyle vadiler içinde akarsular büklümler yaparak akar. Bu vadiler de derine aşındırma yavaşlamış enine aşındırma devam etmektedir. Geniş vadi tabanı içerisinde akarsa yayvan bir yatak içinde akar. Tabanlı vadilerin yamaçları yatıktır. Düzlüğe ulaştıkları yerlerdeki vadilerde geniş tabanlıdır.
Türkiye’de akarsuların oluşturduğu başka bir vadi biçimi de boğazlar akarsuların sert kütle içinde açmış oldukları dar ver derin vadilerdir. Akarsular sert kütleleri adeta yararak geçmişlerdir.  Bu yüzden bu boğazlara yarma vadiler denir.
Yatay tabakalı arazi içine oyulmuş bulunan boğazlara kanyon vadi denir. Türkiye’de bu tip vadilere Torosların yatay tabakalı kalkerleri içerisinde rastlanır.
Türkiye’deki bir başka akarsu aşındırması da dev kazanıdır. Bunlar akarsu yatakları içinde çağlayan ve çavlanlarda suyun düştüğü yerde oluşan çukurluklardır. Buralarda biriken sular küçük göller oluşturmuştur. Akdeniz Bölgesi’nde Düden ve Manavgat akarsularında tipik örnekleri vardır.
 
Resim 8: Kızılırmak’ın yaptığı mendereslerden birtanesi
Bazı akarsular geniş vadi tabanlarında büklümler yaparak akar. Bunlara Menderes denir. Mendereslerin oluştuğu yerde vadi tabanının eğimi çok azdır. Eğer Menderesler vadi tabanına gömülmüş ise bunlar gömük menderes olarak isimlendirilir.
Akarsularla birlikte yağmur, selcik ve sel sularının meydana getirdikleri başka bir aşınım şeklide peri bacalarıdır. Bunlar, volkan tüfleri içinde oluşmuş çok özel şekillerdir. Aynı arazide rüzgar aşındırmasının da etkisi ile mantar kaya  (şeytan masası) gibi şekiller oluşur.
Peri bacaları, vadi ve plato yamaçlarında yağmur, selcik ve sel sularının oluşturduğu yarıntılar arasında meydana gelen piramit şeklindeki oluşuklardır. Bunların bazıların tepesinde sert bir tabaka kalıntısı bulunmaktadır. Örnek Ürgüp – Göreme – Nevşehir çevresinde peri bacısı örnekleri vardır.
 
Resim 9: Peri bacaları
Peneplenler, başta akarsular olmak üzere rüzgar erozyonu ve yüzeysel erozyonun da etkisi ile meydana gelir.  Tam olarak oluşabilmesi için çok uzun bir süre yer kabuğu hareketlerinin olmaması gerekir.
2. Biriktirme Şekilleri:
Akarsuların oluşturdukları şekillerin bir kısmı da onların taşıdıkları malzemeyi biriktirmeleri sonucu oluşur. Bunların başında birikinti konileri gelir.
Birikinti konileri akarsuların taşıma güçlerinin iyice azaldığı yerlerde oluşur. Dik yamaçlar boyunca akarsular hızlı akar. Bu suların aşındırma ve taşıma güçleri de fazladır. Ancak akarsular birden düzlüğe ulaştıkları zaman hızları ve alüvyon taşıma güçleri azalır. Bunun sonucu akarsular yamaçlardan taşıdıkları alüvyonları düz yerlerde biriktirirler. Birikinti konilerini daha yayvan olanlarına da birikinti yelpazeleri denir.
Bir başka birikinti şekli ise deltalardır. Bunlar akarsuların taşıdıkları alüvyonların deniz veya göl kıyılarında birikmeleri sonucunda olur. Deltaların oluşabilmesi için gel – git olayları, deniz akıntıları ve dalgaların güçlü olmaması gerekir. Aksi halde akarsuların kıyıya getirdiği alüvyonlar, bu hareketler sonucu deniz açıklarına taşınır ve delta oluşamaz.
 
Şekil 2:  Birikinti konisi
Örnek: Bafra, Çarşamba, Silifke ve Çukurova
Akarsu yataklarında meydana gelen kum adaları da birikinti şeklidir. Bunlar, kurak mevsimde akarsu yataklarında suların azalması sonucu oluşan geçici şekillerdir.
Akarsular tarafından oluşturulan sekiler, önce biriktirilen alüvyonların daha sonra aşındırılmasıyla olur. Aşındırma sonucu bazen alüvyonların altındaki ana kaya da kazılır. Sekiler, önceki vadi tabanlarının akarsularla yeniden kazılması sonucu yüksekte kalmış düzlüklerdir. Akarsu yataklarının kenarlarında basamaklar şeklinde bulunurlar.












        DEĞERLENDİRME SORULARI

1.   Akarsular bakımında bölgelerimiz arasındaki  önemli farklılıklar hangi  nedenlerden kaynaklanmaktadır?
2.   Akarsularımızın ülke ekonomisine  katkıları nelerdir?
3.   Ülkemizdeki akarsuların ortak özellikleri nelerdir?
4.   Türkiye’de  hangi kapalı havzalar vardır? Kapalı havzaların oluşumundaki etkenler nelerdir?
5.   Akarsu vadisinin boyu neden geriye doğru uzar? Araştırınız.



































SÖZLÜK
A
Açık havza      : Sularını denize ulaştırabilen alan.
Akarsu         : Kaynak ve yağmur sularıyla ya da eriyen kar ve buzul sularıyla beslenen, belirli bir yatak  boyunca, uzun süre akan sular.
Akarsu ağı      : Bir akarsuyun, kollarıyla birlikte kendi havzası içinde oluşturduğu sistem.
Akarsu çığırı      : Akarsuyun kaynağıyla  ağzı arasında takip ettiği yol.
Akarsu rejimi      :Akarsuyun yatağından akıtmış olduğu su miktarının yıl içerisinde göstermiş olduğu değişiklikler.
Akım         : (Debi) Bir akarsu yatağının  belirli bir kesitinde akıtmış olduğu su miktarı.
Alüvyon      : Akarsular tarafından taşınarak düz yerlere biriktirilen çakıl, kum, mil ve kilden oluşan materyalin genel adı.
B
Baraj         : Gerisinde su biriktirmek amacıyla akarsu  vadisinin uygun yerine yapılan toprak, taş veya beton sırt.
Birikinti Konisi   : Akarsuların taşıdıkları alüvyonları  yamacın  bitip düzlüğün başladığı yerde biriktirmesiyle oluşan şekil.
D
Debi         : Akım
Drenaj         : Taban suyunun yüksek olduğu yerlerde fazla suların  açılan kanallarla  havza.
H
Havza         : Akarsuların su toplama alanları.
P
Peneplen      : Yontuk düz.
Şelale         : Şavlan
T
Taşkın         : Sağanak yağışlar ve ani kar erimeleri sonucu akarsu ve sel yatağına sığmayan  fazla suların çevre arazilere yayılması.



KAYNAKÇA
İZBIRAK, R., Sular  Coğrafyası, Ankara 1987
ATALAY, İ., Türkiye Coğrafyası, Ankara 1989
ŞAHİN, C., Coğrafya I, İstanbul 1990
ERİNÇ, S. , Jeomorfoloji I, İstanbul 1982
www.cografya.dostweb.com
www.cografya.8m.com
Sayfa: [1]