Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Cografyaci.Net « KONU DIŞI « Hikaye « güzel hikayelerr
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: güzel hikayelerr  (Okunma Sayısı 306 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
UzUn FaTiH
HMC'den Öğrencim
General
****

Teşekkür Sayısı 9
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 868


Hayat herşeydirHayat hiçbir şeydir


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« : Haziran 17, 2008, 05:18:13 ÖS »


                                                        Huzur
 Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyordu. ...harika bir huzur ve sükun örneği. Ödülü kim kazandı dersiniz. Tabi ki ikinci resim. Kralın açıklaması şöyle idi: -Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.

                                          ESKİ BİR MISIR TAPINAĞINDAKİ DUVAR YAZISI
 Gürültünün ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.Başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.Bağışla ve unut...Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık, seçik konuş.Başkalarına da kulak ver.Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünya da herkesin bir öyküsü vardır. Yalnız planların değil başarılarının da tadını çıkar.Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen...Hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen hayatta bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın .İşini öyle seveceksin ki başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın. Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.Sevmediğin zaman sever gibi yapma.Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme... İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri bir kumsaldaki kum tanecikleri değildir. Aşkı önemsiz görme sakın.O çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir.O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma... Kaybetmeyi ahlaksızca bir kazanca tercih et.Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.Bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile bir zafer sayılır.Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme, gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.Yapmayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan yelkenlerini rüzgara göre ayarla.Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır.Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Doğduğun zamanları hatırlar mısın ? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu.Öyle bir ömür geçir ki herkes ağlasın, sen öldüğünde... Sabırlı, sevecen, erdemli ol.Eninde sonunda bütün servetin sensin.Görmeye çalış ki bütün kirliliğine rağmen dünya yine de insan oğlunun tek güzel mekanıdır.

                                Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarakiçirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlarsofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima

                                                         DOĞUŞTAN KÖR
Gerçeği bir bakıma da bir başka türde süslemek hayal ettirmektir.Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılı imiş. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.Ne olduysa olmuş... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya, habire para atmaya...Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına..."GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM..."

                                                           ÇOBAN VE AĞAÇ
Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: "Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu.Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken:"Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi." Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini.Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı.Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken :"Canım" dedi, hıçkırıp ağlayarak."Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ?"

                                          BIRAKIN IŞIĞINIZ YANIK KALSIN
Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi. Adam dürüst ve dost canlısıydı, insanlar onu seviyorlardı. Ondan alışveriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı.Adam bir yıl içinde bir dükkandan, Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir oluşturdu.Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı. Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı.Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi:içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hakkettiğine karar vermek için, her birinize birer dolar vereceğim. Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastahane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı. Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.Akşam geri döndüklerinde babaları sordu: "Birinci çocuğum, bir dolarla ne yaptın ?" Çocuk cevap verdi: "Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı, saman balyalarını getirdi, açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu. Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum, sen paranla ne yaptın ?" Yorgancıya gittim. İki tane yastık aldım. Bunu söyleyen çocuk, yastıkları içeri getirdi, açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı."Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın ?" diye sordu adam. Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim. Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim. Dolarımın 50 centini İncil’de yazıldığı gibi çok değerli bir şeye verdim. 20 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım. 20 centte kiliseye verdim.Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım. Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı.Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu. Oda samanla veya tüyle değil, bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu. Baba memnundu; "Çok iyi oğlum. Bu şirketin başına sen geçeceksin, çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı biliyorsun. Bu çok güzel.AŞK VE IŞIKBir gece gözümü bir damla uyku tutmadı. Pervanenin mumla konuşmasını dinledim. Şöyle diyordu pervane, ateşten sevgilisine; 'aşık olan benim, yanmak bana yakışır. Ağlayıp sızlayan ben olmalıyım. Peki sen niçin ağlıyorsun?'Mum, 'benim zavallı sevgilim' dedi pervaneye, 'tatlı balımdan ayırdılar beni, haksızlıkla elimden alınınca Şirin'im, Ferhat gibi ağlayıp sızlamak da bana yakışır olmuştur.'Hem konuşuyor, hem de yanağından ateşten süzülen damlalar dökülüyordu mum:'Meclisleri ışıtan nuruma bakma sen, sel gibi içime akan ve beni yakan ateşime bak. Senin aşkın kuru bir iddiadır. Ne sabır var sende, ne de tahammül. Azıcık bir parıltı görünce kaçıyorsun. Ben yanıp eriyinceye kadar dikilirim ayakta. Senin sadece kanadını yakar aşk ateşi. Beni ise baştan ayağa yakmıştır.'Söz sultanı Sadi mum gibidir. Görünüşü gösterişli ve parlak, içyüzü ateşli ve yanıktır. Şemle pervane dertleşirken gece ilerledi, derken peri görünüşlü bir güzel yaklaştı ve 'püff' diye üfleyip söndürdü onu.Zavallı mumun dumanı başından çıkarken, 'aşkın sonu budur' dedi ve canını verdi.Aşk ölerek kurtulmaktır geçici dünyadan.Sevgilisinin eliyle ölenin mezarına gidip de ağlama.'Ne mutluluk!' diye gıpta et, sevdiği onu öldürmeyi öldürerek diriltmeyi kabul etmiştir, diye düşün.Eğer aşıksan bu kemendden kurtulmaya çalışma.Sadi gibi korkusuz ve özgür bir aşık ol.Büyük denizlere açıl, demiyorum, lakin bir kez açılmışsan tufandan korkma.

                                             4 MAHALLELİ KASABA
Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede Evetama'lar yaşıyormuş. Evetama'lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise "evet, ama" diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.İkinci mahallede Yapıcam'lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.Üçüncü mahallede yaşayan Keşkeci'lerin, hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama, her şey olup bittikten sonra. Keşke'cilerin de başları kanarmış hep, duvarlara vurmaktan!Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İyikiyaptım'lar otururmuş. Keşkeci'ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.Yapıcam'lar Keşkeci'lerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.Evetama'lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.İyikiyaptım mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!.86400 SaniyeBankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, mechullerle dolu.Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün....Ahmet Kabaklı hocanın Türkiye Gazetesindeki köşesinden alınmıştır...

                                                                   YAŞAM NEDİR ?
Gökyüzünde dünyayı yaşarken sonsuz özgürlüğümle birlikte, yaşamı arıyordum ne olduğunu bilemeden... Bir su damlasıydım, güneşin ışıklarında renklerle oynayan, karanlıklarda yıldızlarla konuşan... Mutluydum rüzgarla birlikte maviliğe savrulurken, mutluydum kuşlarla kanat çırparken, mutluydum gökkuşağı olup renkleri saçarken... Takılmışken bir bulutun peşine, görürdüm yaşayanları yeryüzünde... Hepsi zamanla koşar gibi, hep bir şeylerin peşinde... Bazen bir kuşun kanadına karışır, uçardım onunla, rüzgâra karşı çığlıklarla birlikte. Yaşamı sorardım kuşlara, nedir diye? Özgürlük derlerdi bana... Göklerde özgürce kanat çırpabilmek, rüzgâra baş kaldırmak. Ama yağmur yağdığında özgürlükleri elinden alınır, ağırlaşan kanatları daha fazla çırpınamazdı damlalar karşısında... Sığınırken bir kaya kovuğuna, özgürlüklerini teslim ederlerdi yağmura, sessizce...Karıştım bir gün yağmur damlalarının arasına, gücü hissedebilmek için... Toprağa karışmak istedim, çoğalmak istedim, azgın bir nehir olup akmak istedim, deniz olmak istedim, yaşamı bulmak istedim, yaşam olmak istedim... Terk ettim gökyüzünü güneşe veda edemeden... Altımda gittikçe büyüyen yeryüzü beni kendine doğru hızla çekerken daha da büyüdüm, çoğaldım. Koşmaya başladım bir an önce toprağa kavuşabilmek için. Yaşamı hissedebilmek için... Yaşam olabilmek için... Toprağa ilk dokunuş, ilk sarılış... Sıcaktı toprak, gökyüzünün olamadığı kadar... Beni sarmaladı şefkatle, beni içine aldı sevgiyle...Sevdim onu... Seviyorum dedim yaşamayı seninle birlikte...Toprağınderinliklerinde, karanlık sıcaklıklarda güveni hissettim... Zamangeçtikçe büyüdüm, çoğaldım... Yerimde duramaz hale geldim... Güneşi özledim... Yıldızlara merhaba demek istedim... Terk ettim toprağı. Sıcaklığını, şefkatini. Bir sabah çiçekler açarken gökyüzünügördüm yeniden... Öylesine mavi, öylesine sınırsız, öylesine özgür... Aktım, gittikçe büyüyerek... Beni sarmalayan toprağa dokunarak aktım... Nereye gittiğimi bilemeden... Sadece yaşamı öğrenebilmek için aktım... Benimle çiçekler açtı ağaçlar da, topraktan otlar fışkırdı delicesine... Ben onlara yaşamı sunarken, cevap veremediler banayaşam nedir diye sorduğumda... Büyümek istedim... Daha hızlı akmak, denize kavuşmak istedim... Aktım gökyüzünün görünmediği ıssız ormanların arasından, yıllardır kımıldamaktan korkan taşları peşimde sürükleyerek, başkaldırırcasına ... Başakların rüzgârla dans ettiği ovalara geldiğimde duruldum... Onları seyredebilmek için yavaşladım... Sordum uçuşan kelebeklere yaşamı... Rüzgarla dans mı diye?.. Cevap vermediler bana... Denizi aradım uzaklarda, görebilmek için köpürdüm, taştım ona bir önce dokunabilmek için. Sonra bir sabah, daha güneş ışıklarını serpmeye başlamamışken dünyaya, uzaklarda maviliği gördüm... Gördüm orada canlılığı, başkaldırmışlığı, hasreti... Kavuşmak istedim bir an önce, sarılmak istedim... Koynuna girmek istedim bir sevgili gibi... Yaşamı istedim ondan... Dokunduğumda denize, balıklar kaçtı benden, suyum karıştı denize... Bir oldum onunla... Ufacık bir damlaydım, bulut oldum, toprak oldum, deniz oldum, okyanus oldum. Kapladım dünyayı canlılığımla. Dalgalarla oynarken derinliklere karıştım... Derinliğin sessizliğinde güzellikleri buldum... Yaşam gizlenmiş güzellikler midir diye sordum denize? Cevap alamadım... İnsan olmak istedim... Yaşamın ne olduğunu öğrenirim diye... Aynı toprak gibi sıcak ve karanlık bu yer bana güven verdi, huzur verdi... Zaman geçtikçe, yerime sığamaz hale geldim... Güneşesarılmak istedim... Yıldızları görmek, denizle konuşmak istedim...Yaşamı insanlara sormak istedim... Işıkla tekrar kavuştuğumdaözgürlüğümü hissettim yeniden... Küçük bir su damlasıyken gezdiğim gökyüzünü yeniden görebilmek mutluluk verdi... Büyüdüm zamanla... Diğer insanlarla birlikte, zamanla birlikte... Sordum insanlara yaşam nedir diye?.. Cevap veremediler... Bir gün sevdim birisini, neden diye sormadan kendime... Bir kuş gibi özgürce, bir nehir gibi delicesine akarak, bir deniz gibi sınırsızca sevdim birisini... O zaman anladım ki;YAŞAM SEVGİDİR... SADECE SEVGİ.orjinaline saygıylaaa..alıntıdır...
« Son Düzenleme: Haziran 17, 2008, 05:21:37 ÖS Gönderen: fatih uzun » Logged





EY ŞANLI YÜCE BAYRAĞIM DALGALAN SONSUZA DEK!!!
UzUn FaTiH
HMC'den Öğrencim
General
****

Teşekkür Sayısı 9
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 868


Hayat herşeydirHayat hiçbir şeydir


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #1 : Haziran 17, 2008, 05:22:33 ÖS »

bu da dfevamııııı
                                                    DENİZ YILDIZI
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır: - Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun? enç adam yanıtlar;- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler. Yazar sorar;- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki? Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.- Onun için fark etti ama... Değerinizi Bilinİyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 50 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişiyi bulan dinleyicilere, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı. Ve konuşmacı "bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım" dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere "hala bu parayı isteyen var mı?" diye sordu, eller yine havadaydı. Bu sefer, konuşmacı "peki bu paraya şunları yaparsam?" dedi ve 50 doları yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.Konuşmacı şöyle dedi:"Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yine de istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 50 dolar. Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu veya ne olacağı önemli değil, hiç bir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir".

                             COCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK...
 O gün hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı, küçük kızı az ilerdeydi.. minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.....Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu:"Yavrum hiç korkmadın mi bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?" Küçük kız cevap verdi:"Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor..."
Logged





EY ŞANLI YÜCE BAYRAĞIM DALGALAN SONSUZA DEK!!!
~~Tatlıkıss~~
Çalı 8/B Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 12
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1450


߀n


Üyelik Bilgileri
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #2 : Temmuz 03, 2008, 09:26:00 ÖÖ »

süper olmuş fatih eline sağlık...
Logged


UzUn FaTiH
HMC'den Öğrencim
General
****

Teşekkür Sayısı 9
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 868


Hayat herşeydirHayat hiçbir şeydir


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #3 : Temmuz 03, 2008, 09:58:54 ÖÖ »

Alıntı:~~Tatlıkıss~~ tarafından gönderildi.
süper olmuş fatih eline sağlık...

hmm beğendiğine sevindimm..çok teşekkürler... Wink Wink Wink
Logged





EY ŞANLI YÜCE BAYRAĞIM DALGALAN SONSUZA DEK!!!
ß є ڪے ! к т Λ ڪے
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1612


(: (: (:


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #4 : Temmuz 03, 2008, 11:06:14 ÖÖ »

aynen güsel olmuş saol Fatih
Logged





UzUn FaTiH
HMC'den Öğrencim
General
****

Teşekkür Sayısı 9
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 868


Hayat herşeydirHayat hiçbir şeydir


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #5 : Temmuz 03, 2008, 06:30:29 ÖS »

teşekkürlerr doğannn...
Logged





EY ŞANLI YÜCE BAYRAĞIM DALGALAN SONSUZA DEK!!!
ß є ڪے ! к т Λ ڪے
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1612


(: (: (:


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #6 : Temmuz 03, 2008, 11:19:51 ÖS »

Alıntı:fatih uzun tarafından gönderildi.
teşekkürlerr doğannn...

BİŞİ DEiL Wink
Logged





bahtsızbedewi
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 26
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 587


SimsiYaHtI DüŞLeRiM Bu SaHTeKaR GüLüŞLeRiM ! ! !


Üyelik Bilgileri
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #7 : Temmuz 04, 2008, 03:07:05 ÖS »

paylaşım içiin saol
Logged

SaBıR SeLaMeTiMSe İnTiKaM FeLaKeTiMDiR!
UzUn FaTiH
HMC'den Öğrencim
General
****

Teşekkür Sayısı 9
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 868


Hayat herşeydirHayat hiçbir şeydir


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #8 : Temmuz 04, 2008, 10:12:40 ÖS »

teşekkürrler....
Logged





EY ŞANLI YÜCE BAYRAĞIM DALGALAN SONSUZA DEK!!!
bahtsızbedewi
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 26
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 587


SimsiYaHtI DüŞLeRiM Bu SaHTeKaR GüLüŞLeRiM ! ! !


Üyelik Bilgileri
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #9 : Temmuz 05, 2008, 10:07:55 ÖÖ »

reca ederim Grin
Logged

SaBıR SeLaMeTiMSe İnTiKaM FeLaKeTiMDiR!
ß є ڪے ! к т Λ ڪے
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1612


(: (: (:


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #10 : Temmuz 05, 2008, 09:08:32 ÖS »

 Grin
Logged





bahtsızbedewi
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 26
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 587


SimsiYaHtI DüŞLeRiM Bu SaHTeKaR GüLüŞLeRiM ! ! !


Üyelik Bilgileri
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #11 : Temmuz 06, 2008, 07:33:06 ÖS »

ne warda güLüon şimdi Grin
Logged

SaBıR SeLaMeTiMSe İnTiKaM FeLaKeTiMDiR!
ß є ڪے ! к т Λ ڪے
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1612


(: (: (:


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #12 : Temmuz 06, 2008, 07:36:11 ÖS »

Alıntı:bahtsızbedewi tarafından gönderildi.
ne warda güLüon şimdi Grin

gülerkende sanamı sorcas AlLa ALLA
Logged





bahtsızbedewi
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 26
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 587


SimsiYaHtI DüŞLeRiM Bu SaHTeKaR GüLüŞLeRiM ! ! !


Üyelik Bilgileri
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #13 : Temmuz 06, 2008, 07:37:57 ÖS »

kes nan ciğeri 5 gayme etmez adi köpek Grin şakaydı
Logged

SaBıR SeLaMeTiMSe İnTiKaM FeLaKeTiMDiR!
ß є ڪے ! к т Λ ڪے
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1612


(: (: (:


Üyelik Bilgileri WWW
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #14 : Temmuz 06, 2008, 07:38:40 ÖS »

Alıntı:bahtsızbedewi tarafından gönderildi.
kes nan ciğeri 5 gayme etmez adi köpek Grin şakaydı

bi de şaka olmasaydı en büyük anımızı bile unuturdum yani 1.sınıf Cheesy Grin
Logged





bahtsızbedewi
Çalı 8/C Sınıfı
General
****

Teşekkür Sayısı 26
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 587


SimsiYaHtI DüŞLeRiM Bu SaHTeKaR GüLüŞLeRiM ! ! !


Üyelik Bilgileri
Megane İlan meganeforum.com
« Yanıtla #15 : Temmuz 06, 2008, 07:55:39 ÖS »

haha Grin
Logged

SaBıR SeLaMeTiMSe İnTiKaM FeLaKeTiMDiR!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: